Bir iki gündür çevremdekilerle bir konu üzerin de fazlaca durdum.Görüşlerimizi söyledik, nasıl olması gerektiği, yanlışın nerede olduğunu konuştuk.Bu konuyu aklıma sosyoloji hocam getirdi aslında.Bir iki kere bu konu üzerine durduğunu gördüm.O kadar güzel ve derinlemesine anlatıyordu ki çok etkilendim.Bende nacizane bilebildiğim, anlayabildiğim ve anlatabildiğim kadarı ile düşüncelerimi aktarayım istedim.Ama öncelikle küçük bir öz eleştiri yapmak istiyorum.Az önce baktım da en son yazımı 20 eylül tarihin de yazmışım.Koskoca 5 ay boyunca hicap duyarak söylüyorum tek bir yazı dahi yazmamışım.Bu çok, çok uzun bir süre ve sanırım bir bu kadar daha yazmasam az sonra anlatmaya çalışacağım konu da kendimi ifade etmekte fazlasıyla zorlanacaktım.Ki şu an bu yazıyı yazarken de epey zorlandım.Koskoca 5 ay, yazmadan geçmiş.
Her neyse bu kadar öz eleştiri yeter sanırım. Bu zorlanma bana ders olsun da bir daha böyle uzun bir ayrılık girmesin yazılarla arama inşallah..
Bu sefer bahsedeceğim konu ilk yazılarım gibi öyle havadan sudan değil; dünden bugüne, hayatımızda ki göremediğimiz (belkide hayatımız da gizlenmiş) büyük bir hatanın anlatılması üzerine olacaktır. Büyük bir hata dedim. Çünkü bu hata bence öyle bir hata ki genç neslin yetişmesinde, yönlenmesinde büyük bir etken.Genç neslin yetişmesinde, yön almasında etkili olan bir hata fazlasıyla ciddi ve büyük bir hatadır.Bu hatayı büyüyen, yetişkin vasfını alan her insan yapıyordur tahminimce.
Nedir bu hata? Bu hata çocuklarımızın davranışlarını, kişiliklerini etkileyen yanlış bakış açısıdır.Bu söylemle tam anlaşılmadı sanırım. Şöyle izah edeyim, sınıfta öğretmensiniz ve öğrencileriniz sus pus olmuş öyle size bakıyorlar.Sizde tabi dersinizi anlatıyorsunuz.Sizin için o sınıftan daha iyi bir sınıf yoktur.Çünkü onlar hiç ses çıkarmayan, iyi öğrencilerdir size göre. Hatta bizim zamanımız da çiçek olun denirdi.İşte bizlere okullar da çiçek olmak öğretildi hocamın tabiriyle. Bu ülkenin insanı çiçek olarak içine kapanık yetiştirildi hep.Misafirliğe gidileceği akşam saatler öncesinden başlardı tembihler: -Misafirliğe gittiğimiz de ses çıkarma, etrafta dolanma, büyüklerinin sözlerine karışma, otur bir kenara. Çünkü sen daha KÜÇÜKSÜN!
Okula gidersin okulda da çiçek olmayı, sessizce durmayı öğrenirsin.Eve gelirsin ama evde söz hakkın yoktur.Çünkü sen KÜÇÜKSÜN!! Böyle büyür, böyle öğrenirsin. Küçüklükten kaybedersin söz hakkını.Biraz büyür üniversiteye gelirsin.Ee tamam büyüdün biraz, söyleyebilirsin artık düşüncelerini. Ama küçükken bana düşüncelerimi söylemeyi öğretmediler ki. Özgürce, korkmadan anlat içinden geçenleri demediler ki.Bana çiçek olmayı, içine kapanmayı, sessizce kenarda oturmayı öğrettiler.Ben bir şey düşünüp anlatamam ki.
Bazen içinden bir şey geçer ve söylemek istersin, ama sadece istersin bir türlü söyleyemezsin.Bizler hep bu şekilde büyütüldük.O yüzden hep içimize kapandık, anlatamadık düşüncelerimizi, anlatmak istediklerimizi.Biz de bir şeye itiraz eden ayıplanır, horlanır. Bu yüzden de söyleyemezdik içimizden geçirdiklerimizi, itiraz etmek istediklerimizi.
Bu ülkenin insanı hep böyle (çiçek olarak) büyüdü. itiraz edilen düşünceler hor görüldü.Çiçek olurken soldurdular düşüncelerimizi...
Ara da yazı girseniz blogunuza :)
YanıtlaSilYa vizeler, ehliyet sınavı, bitirme tezi, ales falan var. Baya bir yoğunum yani fazla yazamıyorum. Ama fakülte dergisine gönderdiğim bir yazı var onu paylaşacağım yakında. =) =)
YanıtlaSil